Atatürk’ün Gizlenen Raporları Kayıp Kıta Mu ve Türklerin Kökeni

Yazar Yorum Yap 84 views

Pasifik Okyanusu’nun muazzam derinlikleri, insanlık tarihinin en büyük ve en çok tartışılan teorilerinden birini saklamaktadır. Binlerce yıl önce devasa bir felaketle sulara gömüldüğü iddia edilen. Mu Kıtası ana akım tarih anlayışı tarafından bir efsane olarak görülse de, yakın tarihimizin en büyük liderlerinden biri için hayati bir araştırma konusuydu. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, ömrünün son yıllarında askeri ve siyasi dehasını bu kez insanlık tarihinin kökenlerini aramaya adamıştı. Çankaya Köşkü’nün ışıkları sabaha kadar bu gizemli kıtanın ve Türklerin kökeninin izini sürmek için yanıyordu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk neden mu kıtası için çalışma yaptı. Elçi gönderdi orada ne arıyordu türk tarihinin belkide köküne inmek istiyordu. Belkide türk tarihi yeniden yazılıp yeni bilgilere ulaşılacaktı.

Çankaya Köşkü’nde Gece Yarısı Çalışmaları

Cumhuriyetin ilanından sonra harıl harıl bir kültürel kalkınma ve kimlik inşası süreci başlatan Atatürk. Türklerin kökenini sadece Orta Asya ile sınırlı görmüyordu. Batılı tarihçilerin Türk milletini aşağılayan tek taraflı tezlerine karşı. bilimsel temellere dayanan bir karşı duruş sergilemek istiyordu. Tam da bu dönemde, İngiliz subay ve gezgin James Churchward’ın Hindistan ve Tibet’teki gizli tapınaklarda bulduğu tabletlere dayanarak yazdığı Mu Kıtası kitapları Atatürk’ün dikkatini çekti.

Atatürk, Churchward’ın eserlerini derhal Ankara’ya getirtti. Dönemin önemli dil bilimcileri ve tarihçileri. Çankaya Köşkü’ne çağrıldı ve bu kalın kitaplar hızla Türkçeye tercüme edildi. Mustafa Kemal Atatürk, geceler boyunca bu çevirileri bizzat okudu. Satır aralarını çizdi ve sayfaların kenarlarına kendi el yazısıyla Önemli  Buraya dikkat et şeklinde çok sayıda not düştü. Churchward, insanlığın ana vatanının Pasifik’teki bu kayıp kıta olduğunu. Ve buradan yayılan medeniyetlerin bir kolunun da Asya’ya geçtiğini iddia ediyordu. Bu iddia, Atatürk’ün kafasındaki tarih yapbozunun eksik parçalarından biri olabilirdi. O kitap oldukça ilgisini çekmişti geceler boyu okudu notlar aldı.

Meksika’ya Giden Gizli Elçi Tahsin Mayatepek

Araştırmalarını sadece kitap okumakla sınırlamak istemeyen Atatürk. Teoriyi yerinde incelemek ve somut kanıtlar toplamak amacıyla 1935 yılında çok özel bir diplomatik hamle yaptı. Güvendiği diplomatlardan biri olan Tahsin Bey’i, Meksika’ya maslahatgüzar olarak atadı. Ancak Tahsin Bey’in diplomatik görevlerinin ötesinde, doğrudan Atatürk’ten aldığı çok gizli ve özel bir misyonu vardı. Görevi, Maya medeniyetini, Aztek kültürünü ve bölgedeki eski tabletleri inceleyerek Mu Kıtası ile olan bağlarını ortaya çıkarmaktı. Ve tahsin beyi hiç vakit kaybetmeden meksika’ya gönderdi. Bu sıradan bir atama değildi atatürk bizzat güvendiği bir elçiye türk tarihi nin izlerini sürmesi için meksikaya göndermişti.

Tahsin Bey, Meksika’da adeta bir arkeolog ve antropolog gibi çalışmaya başladı. Bölgedeki araştırmaları derinleştikçe, şaşkınlık verici bulgulara ulaşıyordu. Maya tapınaklarındaki semboller, hiyeroglifler ve inanış biçimleri, Churchward’ın bahsettiği Mu kültürüyle birebir örtüşüyordu. Heyecan verici bu gelişmelerin ardından Tahsin Bey, elde ettiği tüm bilgileri raporlar halinde doğrudan Ankara’ya, Cumhurbaşkanlığı makamına göndermeye başladı. Bu çalışmalarından ötürü kendisine daha sonra bizzat Atatürk tarafından “Mayatepek” soyadı verilecekti. Tahsin beyin ilettiği bilgiler Atatürk’ün aklındaki soruların boş olmadığını ve bir dayanağı olduğunu ona göstermiş ve ne kadar zeki bir lider olduğunu bir kez daha ortaya koymuştu.

Maya Tapınaklarındaki Türk İzleri

Tahsin Mayatepek’in raporlarında en çok öne çıkan ve Atatürk’ü en çok cezbeden kısım dil ve sembol benzerlikleriydi. Mayatepek, Maya dili ile Türkçe arasında yüzlerce kelimenin ses ve anlam olarak neredeyse aynı olduğunu tespit etmişti. Mayaların güneş kültürüne verdikleri kutsallık, türemiş kelimeler ve özellikle “baba”, “tepe”, “yaşıl” gibi kelimelerin ortak kökenleri raporda geniş yer buluyordu. Sonunda bilgiler bir çok ortak noktayı işaret ediyordu.

Bunun yanı sıra, Maya tapınaklarındaki bazı geometrik desenlerin ve özellikle Güneş kültü sembollerinin, Orta Asya Türk kilim desenleriyle ve eski Türk tamgalarıyla olan şaşırtıcı benzerliği raporda bilimsel gözlemlerle aktarılıyordu. Raporlara göre, Mu Kıtası sulara gömülmeden önce batı yönüne kaçan uygarlıklar Maya ve Azteklerin temelini oluşturmuş, doğu yönüne göç edenler ise Uygurlar üzerinden Asya içlerine sızarak Türklerin atalarını meydana getirmişti. Aslında bakınca iki kola ayrılmış bir yapı türklerin ataları doğu yönüne gittiği açıkça ispat ediliyordu.

Kayıp Raporlar Nerede

Tahsin Mayatepek, Meksika’dan Ankara’ya toplamda 14 büyük ciltlik gizli rapor gönderdi. Bu raporlar. Türk tarih tezinin eksik halkalarını tamamlayabilecek nitelikte çok radikal teoriler ve bulgular içeriyordu. Ancak Atatürk’ün 1938 yılındaki vefatının ardından, bu araştırmaların üzerindeki yoğun ilgi yavaş yavaş azaldı ve devletin resmi tarih politikaları farklı bir yöne evrildi. Türk tarihi o günden sonra adeta farklı yönler çevrildi. Yazılan kitaplarda türk tarihi adeta cumhuriyet öncesi yokmuş gibi oldu. Çok az ve kısıtlı cumhuriyet öncesine yer verilsede günümüzde o bilgilerin ne kadar çarpıtılıp yansıtıldığı belgeler ile ortaya çıkmakta.

Günümüzde Mayatepek Raporları’nın büyük bir kısmı Türk Tarih Kurumu arşivlerinde muhafaza edilmektedir. Ancak bu raporların bazı kısımlarının halen tam olarak kamuoyuyla paylaşılmaması veya üzerindeki araştırmaların derinleştirilmemesi, komplo teorilerini de beraberinde getirmektedir. Derin tarihin en büyük muammalarından biri olan Mu Kıtası ve Atatürk’ün bu konudaki gizli kalmış vizyonu, resmi tarih kitaplarının satır aralarında keşfedilmeyi bekleyen bir sır perdesi olarak güncelliğini korumaktadır. Belgeler ne zaman ortaya çıkar bilemeyiz ama bir gün mutlaka ortaya çıkacaktır.

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL

Merhaba Atilla Gürbüz