
Tapınak Şovalyeleri denince akla ilk gelen seçkin savaşçılardan oluşan ve hristiyan inancına sıkı bir şekilde bağlı olan kişilerdi. Tapınak şovalyeleri tarih boyunca krallar bile bazen bu yapı karşısından sesiz kalmayı tercih etmiştir. Hem siyasi güçleri hem askeri bir güce sahiptiler. Orta çağın kudüs yollarında bir yapıya dönüşen masonluk ve tapınak şovalyeleri idiler. Zamanla bir tarikat’ta dönüşen ve kardeşlik üzerine bir yapıya dönüşmüştürler. Bu yapı gücü esas olarak kabul etmiş ve tapınak şovalyeleri bir mason locasına dönüşmüştür. Hem inanç hem ikdidar hemde siyasi güç olarak ortaya güçlü bir yapı olarak çıkmışlardır. Geçmişleri karanlık ve insan oğlu üzerinde derin izler bırakmışlardır. Bu yazımız masonluk ve tapınak şovalyeleri nasıl böyle bir yapıya dönüşmüştür.
Haçlı Seferlerinin Askeri Bankerleri ve Kudüs’ün Koruyucuları
1119 yılında kurulan Tapınak Şövalyeleri başlangıçta kutsal topraklara hacı olarak giden. Hristiyanları korumak amacıyla yola çıkan mütevazı bir şövalye topluluğuydu. Kısa sürede Papa’nın doğrudan koruması altına girmeleri ve dönemin krallarından. Aldıkları imtiyazlar bu dini milis gücünü devasa bir kurumsal yapıya dönüştürdü. Sadece askeri bir güç olmakla kalmadılar. Orta Çağ Avrupası ile Doğu arasında tarihin ilk uluslararası bankacılık sistemini kurdular. İşin içine para siyasi güç girince o dönemin bugun’kü bankacılık sisteminin koruyucuları oldular.
Hacıların paralarını güvenle Avrupa’daki bir şubeye yatırıp kutsal topraklarda geri alabilmesini sağlayan bu sistem. Modern finansın ve çek defterlerinin temelini oluşturdu. Kısa sürede dönemin krallarından bile daha zengin hale gelen şövalyeler. Avrupa genelinde kurdukları devasa arazi ağları kaleler ve ticaret yolları sayesinde. Dokunulmaz bir ekonomik otorite haline geldiler. Bu durum dönemin siyasi aktörleri için hem vazgeçilmez bir güç unsuru hem de büyük bir tehdit oluşturdu. Kral lar için artık bir siyasi baskı ve tehdit olmuşlardı tarih boyunca paraya hükmeden dünya’ya hükmeder mantığını bir kez daha doğrulamıştır.

Siyasi Krizler ve Servetin Dönüşümü
Her güçlü yükselişin ardında bir düşüşün yattığı gerçeği. Tapınak Şövalyeleri için oldukça trajik bir şekilde gerçekleşti. Tarikatın devasa serveti ve giderek artan siyasi nüfuz borç batağındaki. Fransa Kralı IV. Philip ve Papa V. Clement’i harekete geçirdi. 1307 yılının bir Cuma sabahında başlatılan operasyonlarla şövalyeler tutuklandı ve tarikat kafirlük suçlamasıyla lağvedildi. Burada tarihe dikkat edelim 13. cuma diye hristiyan toplumda bir gelenek vardır kara cuma denir. İşte çıkış noktası tam bu olaydır bazı kaynaklarda lanetli cuma diyede bu olay geçer.
Ancak varlıkları tamamen silinmedi. Kral Philip’in el koymaya çalıştığı hazinelerin büyük bir kısmı muazzam bir gizlilikle nakledilmişti. Özellikle İskoçya gibi merkezi otoritenin zayıf olduğu bölgelere sığınan üyelerin, buradaki yerel yapılarla ve ilerleyen yüzyıllarda gelişen diğer gizli cemiyetler ile kaynaştığına dair çok sayıda tarihsel veri bulunmaktadır. Bu kırılma noktası, kapalı örgütlerin görünmez ağlar üzerinden etki etme geleneğinin başlangıcı oldu. Bu paranın yani tapınak altınları nereye kayboldu derseniz dünyanın bir çok farklı yerinde yer altına gömüldü diye anlatılar vardır. Hatta bu ülkeler arasında türkiye iznik tarafında hazinenin bir kısmının bu bölgede olduğuda anlatılır. Ama kimse ne yerini bilir neden tam bir belirli noktaya ait bir iz yoktur.
Loncalardan Fikir İnşasına Masonluğun Evrimi
Tapınakçıların fiziksel gücünün yerini yüzyıllar sonra düşünsel ve yapısal anlamda Masonluk aldı. Kökenleri Orta Çağ’da katedralleri kaleleri ve devasa yapıları inşa eden taş ustalarının mesleki loncalarına dayanır. Bu ustalar mesleklerinin sırlarını geometri bilgisini ve inşaat tekniklerini dışarıya karşı sıkı bir şekilde korudukları için loncalarını sıkı kurallara bağlı kapalı birer yapı olarak örgütlediler. Yani taş ustalığından bir tarikata dönüşen bir yapıydı masonluk.

Zamanla inşaat sektörünün durgunlaşması ve mimari anlayışın değişmesiyle bu loncalar kapılarını. Taş duvar örmeyen ama fikir inşa etmek isteyen entelektüellere filozoflara ve aristokratlara açmaya başladı. Operatif yapıdan spekülatif bir oluşuma geçiş süreci. Aydınlanma Çağı’nın felsefi altyapısını besleyen en önemli dönüm noktasıdır. Localarda, monarşik baskılardan uzak bir şekilde özgürce tartışmanın bilimi ve akılcılığı savunmanın en güvenli limanları oluşturuldu. Dönüşüm başlamış ve kardeşlik hukukuna uygun bir yapıya dönüşüm süreci hızlanmıştı.
Aydınlanma Çağı ve Siyasi Devrimlerin Arka Planı
On sekizinci yüzyıldan itibaren Masonluk, Avrupa’nın önde gelen düşünürlerini. Bilim insanlarını ve siyasetçilerini bünyesinde topladı. Benjamin Franklin ve George Washington gibi isimlerin localarla olan bağı, bu yapıların sadece felsefi tartışma salonları olmadığını. Aynı zamanda siyasi devrimler için planların yapıldığı merkezler olduğunu gösterdi. Bu yapı akıllı insanların bir araya geldikleri dünya siyasetine nufus ettikleri bir yapıya dönüşmütür.
Fransız Devrimi ve Amerikan Bağımsızlık Mücadelesi gibi insanlık tarihini kökten sarsan olayların arka planında. Localarda olgunlaşan özgürlük eşitlik ve kardeşlik fikirleri yer alıyordu. Siyasi iktidarın ilahi haklardan halkın iradesine devredilme sürecinde bu cemiyetler birer katalizör görevi üstlendi. Geleneksel otoriteler bu durumu fark ettiklerinde ise artık çok geçti. Çünkü fikirler sınırları aşmış ve köklü değişimleri tetiklemişti. Fikirler ile dünya yeniden şekilleniyordu belki’de demokrasinin ilk adımları atılıyordu eşitlik anlayışı ile.

Tarihsel Miras ve Modern Güç Dengeleri
Bugün hem şövalyelerin tarihi mirası hem de Masonluk yapısının küresel teşkilatlanması popüler kültürün vazgeçilmez birer öznesi olmaya devam etmektedir. Ancak işin gerçeği, bu yapıların gizemli güçlerden ziyade bilgiye erişim. Organize olabilme yeteneği ve ekonomik bağımsızlık sayesinde güç kazandığıdır.
Orta Çağ’da ticaret yollarını güvenceye alanların finansal dehası ile Aydınlanma döneminde kamuoyunu ve devlet yönetimlerini dönüştüren düşünce yapısı, aynı madalyonun iki farklı yüzüdür. Tarih boyunca iktidarı elinde tutanlar ile onu dönüştürmek isteyenler arasındaki mücadelenin en rafine örnekleri olan bu cemiyetler, görünmez ağların ve örgütlü akıl yürütmenin siyasi ve ekonomik sistemler üzerindeki kalıcı etkisini günümüzde de yansıtmaya devam etmektedir.
Türkiye’de tapınakçılar diye sahneleri olan bir dizide işlendi bu konu kurtlar vadisi dizisinde.