
Gizli Bir Sığıntıda Unutulan Voynich El Yazmasının Çözülemeyen Sırrı
Tarih derslerinde kralların zaferleri anlatılır durur ancak insan zihnini asıl zorlayan bilmeceler kütüphanelerin tozlu raflarında sessizce bekler. Bunlardan biri yirminci yüzyılın başlarında İtalya’daki bir Cizvit koleksiyonunda ortaya çıkan ve bugün Voynich El Yazması olarak bilinen tuhaf kitaptır. Kitabın sayfalarını çevirdiğinizde bugüne kadar hiçbir botanikçinin doğada eşini bulamadığı garip bitki çizimleri gökyüzünde yıldızları inceleyen tuhaf çıplak kadın figürleri ve tamamen bilinmeyen bir alfabeyle yazılmış satırlar sizi karşılar.

Dünyanın en parlak şifre uzmanları ve Alan Turing gibi efsanevi matematikçiler dahi bu metnin ne anlama geldiğini çözmeyi başaramadı. Kimi araştırmacılar bunun çağının ötesinde bir dahi tarafından yazılmış ustaca bir aldatmaca olduğunu iddia ederken kimileri de dünyaya ait olmayan bir lisanın izleri olduğunu savunur. Kitabın dili hâlâ çözülemediği için insanlık kendi elleriyle yarattığı en büyük edebi bilmeceyle baş başa kalmaya devam etmektedir.
Okyanusun Ortasında Mürettebatı Olsuz Bulunan Mary Celeste Gemisinin Sessiz Çığlığı
Okullarda okyanus keşifleri hep cesur denizcilerin zaferleriyle övülür fakat denizcilik tarihinin en korkunç gizemlerinden biri olan Mary Celeste vakası müfredata asla girmez. Bin sekiz yüz yetmiş iki ( 1872 ) yılının Aralık ayında Portekiz ile Azor Adaları arasında seyreden başka bir gemi sularda salınan başıboş bir yelkenli fark etti. Yaklaştıklarında geminin adının Mary Celeste olduğunu gördüler ve içeri girdiklerinde tüyler ürpertici bir manzarayla karşılaştılar.

Gemideki tüm yiyecekler ve tatlı su depoları tamamen yerli yerindeydi mürettebata ait değerli eşyalara ve paralara hiç dokunulmamıştı. Hatta kaptanın masasında açık duran seyir defterine yazılan son nottan birkaç saat öncesine kadar her şeyin yolunda olduğu anlaşılıyordu. Ortada fırtına izi yoktu korsan saldırısı belirtisi bulunmuyordu ve filika yerindeydi ancak gemide yaşayan tek bir ruh dahi kalmamıştı. Denizlerin ezoterik tarihine meraklıysanız Vikinglerin sisli okyanuslarda kullandığı Güneş Taşı Efsanesi yazımıza da göz atabilirsiniz. Kaptan ile mürettebatın okyanusun ortasında nerede ve neden kaybolduğu asla öğrenilemedi.
Tunguska Ormanlarında Gökten Düşen ve Asla Bulunamayan Bilinmeyen Cisim
Yirminci yüzyılın başında Sibirya’nın ıssız Tunguska bölgesinde meydana gelen patlama tarihin akışını sarsabilecek güçte olmasına rağmen ders kitaplarında yer bulamaz. Bin dokuz yüz sekiz yılının Haziran sabahında gökyüzünde parlayan devasa bir ateş topu devasa bir gürültüyle patladı ve iki bin kilometrekarelik orman alanındaki seksen milyondan fazla ağacı kibrit çöpü gibi yere devirdi.

Patlamanın şiddeti Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık bin katı büyüklüğündeydi ve sarsıntısı Londra’daki barometrelerde dahi hissedildi. Bölgeye yıllar sonra ilk bilimsel sefer düzenlendiğinde ortaya çıkan manzara herkesi şoke etti çünkü ortada ne büyük bir krater ne de göktaşına ait tek bir metal parçası vardı. Kimi bilim insanları bunun küçük bir kuyruklu yıldızın atmosferde patlaması olduğunu öne sürerken kimileri de dünyayı teğet geçen minik bir karadeliğin izi olduğunu iddia etti. Gökten düşen bu gizemli enerjinin ardındaki gerçek hiçbir zaman aydınlatılamadı.
Osmanlı Sarayında Kaybolan ve Peşine Düşenleri Delirten Zümrüt Tabletin Sırrı
Anlatılan odorki zümrüt tabletleri üzeinde yazılı olan büyülü sözleri okuyanların delirdiği rivayet edilir. Osmanlı İmparatorluğu‘nun ihtişamlı yüzyılları genellikle siyasi antlaşmalar ve savaşlar üzerinden anlatılır fakat sarayın derinliklerinde saklanan ezoterik sırlar her zaman ardında karanlık sorular bırakmıştır. Anadolu’nun ezoterik geçmişindeki benzer sırlar ilginizi çekiyorsa Aziz Pavlus, Mersin, Naacal Tabletleri ve Roma’nın Kayıp Lejyonu yazımıza baka bilirsiniz. Kanuni Sultan Süleyman döneminde ele geçirildiği söylenen ve Antik Hermes‘e ait olduğu rivayet edilen Zümrüt Tablet bu gizemlerin en başında gelir.

Efsaneye göre evrenin sırrını ve simyanın formülünü barındıran bu yeşil kristal levha sarayın hazine dairesinde çok özel bir bölmede muhafaza ediliyordu. Ancak padişahın ölümünden kısa bir süre sonra tablet iz bırakmadan buharlaştı ve onu aramak için görevlendirilen üç farklı vezir kısa süre içinde ardı arkası kesilmeyen trajediler yaşayarak hayatını kaybetti. Kimi tarihçiler bu tabletin aslında hiç var olmadığını söylerken ezoterizm meraklıları onun hâlâ İstanbul’un eski surlarının altında bir yerde gizli bir odada korunduğuna inanır.
Viyana Sokaklarında Birden bire Ortaya Çıkan ve Hiç Konuşmayan Kasaba Delisi
Avrupa tarihinin entrikalarla dolu dönemlerinde yaşanan toplumsal olaylar genellikle siyasi krizlerle açıklanır ancak bazı insan hikayeleri vardır ki mantığın sınırlarını tamamen zorlar. Bin sekiz yüz yirmi sekiz ( 1828 ) yılında Almanya’nın Nuremberg kasabasının meydanında ellerinde sadece garip bir mektupla dolaşan genç bir çocuk bulundu. Adının Kaspar Hauser olduğunu söyleyebilen bu çocuk hayatı boyunca hiç gün ışığı görmemiş gibi davranıyor yürümekte zorlanıyor ve sadece eline tutuşturulan tek tip cümleleri tekrarlıyordu.

Mektupta çocuğun kim olduğu yazmıyordu ve onu korumak isteyen asilzadeler bir süre sonra ardı arkası kesilmeyen suikast girişimlerinin hedefi haline geldi. Kaspar Hauser birkaç yıl sonra parkta göğsünden bıçaklanarak öldürülmüş halde bulundu ve ölmeden önce söylediği son sözler kim olduğunu asla öğrenemeyeceğini gösteriyordu. Avrupa’nın kraliyet ailelerinden birinin gizli varisi olduğu iddia edilen bu gencin sırrı mezara beraber götürüldü.