
Sisli Gecenin Misafiri
Gecenin karanlığını aydınlatan farların ışığı ve yağan yağmurdaki kırmızı elbiseli meçhul kadın. İstanbul’un kuzeyindeki o ıssız orman yolunda saat gece yarısını çoktan geçmişti. Şehrin gürültüsünden kaçmak için direksiyonu karanlığa kıran. Selim farların aydınlattığı dar yolda ilerliyordu. Ağaçların gölgeleri yolun ortasına dev birer canavar gibi uzanıyordu. Yağmur hafifçe çiseliyor silecekler monoton bir sesle camdaki damlaları temizliyordu.
İleride sol tarafta duran tek başına bir silüet belirdi. Yaklaştıkça bunun kırmızı elbiseli genç bir kadın olduğunu fark etti. Yağmurun altında sırılsıklam kalmış halde eliyle durması için işaret ediyordu. Selim bu saatte bu kadar tenha bir yerde bir insanın ne aradığını sorgulamadan refleksle fren yaptı. Arabanın farları genç kadının solgun yüzünü aydınlattı. Selim önce bir duraksadı ve kadının solgun yüzü onu endişelendirmişti.
Arka Koltuktaki Sessizlik
Kadın arka kapıyı açıp hızla içeri girdi. Üzerindeki kırmızı elbise sırılsıklam olmuştu ancak yüzünde en ufak bir duygu ifadesi yoktu. Selim dikiz aynasından arkaya baktı ve merakla sordu. İyi misiniz bu saatte bu yolda ne işiniz var. Kadın donuk bir sesle sadece tek bir cümle mırıldandı. Üşüyorum lütfen beni eve bırak. Sesinde garip bir soğukluk vardı. Selim içine düşen ani ürpertiyi bastırmaya çalışarak gaza bastı. Kadının üzerinden yayılan nemli ve küfe benzer koku arabanın içini kaplamıştı. Radyodan gelen cızırtılı müzik ortamdaki gerginliği daha da artırıyordu. Selim dikiz aynasına tekrar baktığında kadının camdan dışarıyı izlediğini gördü ancak gözleri karanlıkta parlıyormuş gibi gelmişti. Selim bir yanlış yaptığını düşünmeye başlamış ama artık çok geçti.
İz Bırakmayan Yolculuk
Yolun sonundaki eski mahalleye vardıklarında kadın eliyle sağdaki eski evi işaret etti. Selim aracı yavaşlatıp durdurdu ve arkaya dönüp konuştu. Geldik burası mı. Cevap alamayınca tekrar arkaya baktı. Arka koltuk tamamen boştu. Kapılar kilitliydi camlar kapalıydı ancak kırmızı elbiseli kadından eser kalmamıştı. Koltuğun üzerinde sadece avuç içi kadar ıslak bir su birikintisi duruyordu. Selim dehşet içinde kadının işaret ettiği eve baktı. Bahçe kapısının paslı demirinde asılı solmuş kırmızı bir kumaş parçası rüzgarda sallanıyordu.
Mahalledeki yaşlılara göre o virajda yıllar önce benzer bir gecede kaza yapıp hayatını kaybeden bir gelin her yıl aynı gün o yoldan geçen arabalara biniyordu. Bu yaşanan selim için bir bilinmez ise’de bölge halkı için değildi.