Mardin Taşın Hafızası ve Kadim İnancın Vadisi Kıllıt

Yazar Yorum Yap 13 views

Mardin toprağı her adımda insanı bin yıllık bir uykudan uyandırır ancak. Savur’un derin vadilerine doğru saptığınızda zamanın akışı tamamen yön değiştirir. Coğrafyanın kalbinde saklı bir sır gibi duran Kıllıt yani bugünkü adıyla Dereiçi taşın ve inancın birbiriyle nasıl yoğrulduğunu anlatan en berrak aynadır. Dik yamaçların arasında derin bir nehir yatağının gölgesine sığınmış bu köy ilk bakışta sessizliğe bürünmüş bir taş yığını gibi görünse de rüzgarın fısıltısında hala eski ilahilerin sesini taşır. Burası Mezopotamya’nın kadim çocukları olan Süryanilerin yüzyıllar boyunca inançlarını taşa nakşettiği hüzünlü ve mağrur bir sığınaktır. Burası neden terk edildi kıllıt 3 ayrı çanın bir arada yaşadığı saygının anlayışın dünyada ki tek örneğidir.

Sessizliğin Sesini Taşıyan Mukaddes Vadi Dereiçi

Kıllıt’ın derin tarihi sadece binaların eskiliğinde değil o binaların harcına karışan inancın gücünde gizlidir. Köyün dar sokaklarında yürürken insanı büyüleyen şey sadece taş ustalarının zanaatı değildir. Burada Hristiyanlığın en saf halini koruyan. Süryani topluluğu yaşama umudunu ve tanrıya olan bağlılığını bu vadinin sert kayalarına kazımıştır. Köyün göğe doğru yükselen manastır ve kiliseleri gökyüzüyle yeryüzü arasında birer köprü gibidir. Özellikle dördüncü yüzyılın izlerini bağrında taşıyan Mor Yuhanon Kilisesi bu topraklarda inancın ne kadar köklü olduğunun en büyük kanıtıdır. Duvarlarına dokunduğunuzda yüzyıllar boyu burada edilen duaların tütsü kokularının ve gözyaşlarının sıcaklığını hissedersiniz. Suryani toplumu halla günümüzde inançlarına bağlı bir toplum olarak dünyanın çeşitli bölglerinde yaşarlar. Bu bölgelerden berin onlar için en önemli merkezlerden birisi mardin şehri olur onların kadim varlıklarını. En rahat en özgürce yaşadıkları ve bölge halkı ile sevgiye saygıya dayalı bir yaşam sürdükleri bir gerçektir.

Zamanın Durduğu Yerde Üç Mezhebin Tek Hikayesi Kıllıt

Bu köyü dünya üzerindeki pek çok tarihi mekandan ayıran asıl mucize ise bir zamanlar üç farklı mezhebin aynı sokakta yan yana dua etmiş olmasıdır. Süryani Ortodoks Katolik ve Protestan kiliselerinin aynı gökyüzü altında bir arada yükselmesi inancın insanları ayrıştırmak yerine bu dar vadide nasıl birleştirdiğinin en canlı vesikasıdır. Komşunun kilisesinden yükselen çan sesi diğerinin avlusunda yankılanırken bu insanlar toprağı birlikte işlemiş üzüm bağlarından topladıkları mahsulle aynı şarabı ve ekmeği paylaşmıştır. İnanç onlar için sadece pazar günleri sığınılan bir ibadethane değil yaşamın ta kendisi olmuştur. Yani dünyada örneğine nadir rastlanılacak bir saygının mekanı kıllıt 3 ayrı inanış tek çatı altında yüz yıllarca barış içinde yaşamış bir bölgedir kıllık.

Gidenlerin Ardından Sessizliğe Gömülen Hayalet Köy

Ancak her derin tarih gibi Kıllıt’ın hikayesi de büyük bir ayrılıkla yaralanmıştır. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında başlayan göç dalgası bu vadinin neşesini sevgisini ve insan sesini yavaşça alıp götürmüştür. Avrupa’nın uzak kentlerine ya da İstanbul’un kalabalığına savrulan köy sakinleri arkalarında sadece taş evlerini değil ruhlarının bir parçasını da bırakmıştır. Bugün Kıllıt sessizliğin ve terk edilmişliğin krallığıdır. Sokaklarında gezen rüzgar boş avlulardan geçerken buraların bir zamanlar çocuk sesleriyle dolup taştığını hatırlatır. Kıllıt bugün her ne kadar bir hayalet köy gibi görünse de taşın hafızası inancın gücü ve derin tarihi sayesinde hala dimdik ayaktadır ve ziyaretçilerine insanın yeryüzündeki inanç yolculuğunu sessizce anlatmaya devam etmektedir. Bu gün boş dar sokaklar yıkık evler ve ibadet hanelerin gölgesinde. İnancın ve saygının izleri hala günümde bile kendini gösteriyor. Buradan göç eden insanların ortak noktaları hep huzur ve barış içinde 3 ayrı inanca sahip olsalarda dedikleri huzur saygı sevgi ve inanç özgürlüğü.

 

 

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL

Merhaba Atilla Gürbüz