Bukoleon Sarayı’nın Sırrı Haçlıların Çaldığı Muazzam Hazine ve Kutsal Emanetler

Yazar Yorum Yap 61 views

Marmara Denizi’nin hırçın dalgaları asırlar boyunca İstanbul’un güney surlarını döverken sahilde yükselen ihtişamlı bir sarayın pencerelerine çarpardı. Bugün Kennedy Caddesi’nin hızlı akan trafiği arasında yorgun ve hırpalanmış bir taş yığını gibi duran. Bukoleon Sarayı bir zamanlar Doğu Roma İmparatorluğu’nun gücünü. Denizden gelen dosta da düşmana da ilan eden en görkemli sahil sarayıydı. Adını limanında arz-ı endam eden efsanevi bir boğa ve aslan heykelinin amansız mücadelesinden alan bu yapı. Sadece imparatorların dinlendiği bir dinlenme hamamı ya da bir donanma üssü değildi. Bukoleon aslında yeryüzünün en büyük kutsal hazinesini saklayan aşılması imkansız bir kaleydi. Ta ki bin iki yüz dört yılının ( 1204 ) o karanlık nisan gününe kadar. O tarihte ne yaşandı bu kutsal hazine neydi insanlık veya hırıstiyanlık için önemi neydi. Orada ne yaşandı sorularının cevabını bulmaya çalıştığımız sır perdesi derin tarih sayfası için araştırdık.

Yolunu Değiştiren Latin ordusu

Dördüncü Haçlı Seferi ile Kudüs’e gitmek üzere yola çıkan ancak yollarını değiştirerek tarihin gördüğü en büyük ihanetle. İstanbul’un kapılarına dayanan Latin ordusu surları aştığında şehir eşi benzeri görülmemiş bir kaosa sürüklendi. Bizans asilleri ve halk korku içinde saklanacak yer ararken. Haçlı şövalyelerinin gözü doğrudan imparatorluğun kalbi sayılan Büyük Saray kompleksine ve onun deniz kıyısındaki incisi Bukoleon Sarayı’na çevrildi. Sarayın kapıları kırılıp içeri girildiğinde işgalciler hayatlarında hiç görmedikleri bir ihtişamla karşılaştılar. Duvarları süsleyen göz alıcı mozaikler mermer sütunlar ve altın varaklı tavanlar istilacıların gözlerini kamaştırırken asıl muazzam zenginlik sarayın gizli odalarında ve şapellerinde saklanıyordu. Yağmalama olabildiğince vahşice yapılır lırken asıl hedefleri şapelerde gizli saklanan ve korunan o muazam eserlerin peşinde idiler. Ellerine ne geçirdiyseler yağmalayıp yakıp yıktılar insanlar kaçacak yer ararken bir çoğu hunharca katledildiler.

Tarihçi Robert de Clari’nin notları

Tarihçi Robert de Clari’nin notlarında hayranlıkla ve şaşkınlıkla bahsettiği. Bukoleon o dönem Hristiyanlık dünyasının en kutsal emanetlerinin toplandığı bir nevi yeryüzü cenreti gibiydi. Haçlılar sarayın mahzenlerine ve kutsal odalarına girdiklerinde karşılarında altından ve gümüşten yapılmış sandıklar buldular. Bu sandıkların içinde Hz İsa’nın çarmıha gerildiği hakiki haçın büyük bir parçası onun başına takılan meşhur dikenli tacı çarmıha çakılan çiviler ve hatta çektiği acılar sırasında dökülen kutsal kanının muhafaza edildiği kristal kaplar yer alıyordu. Yalnızca bunlar da değil Hz Meryem’in kıyafetleri ve havarilerin asırlardır el üstünde tutulan kemikleri de bu sarayın odalarında imparatorların koruması altındaydı. Ne bulduysalar topladılar kutsal emanetleri özellikle toplayıp yanlarında götürdüler. Bu yağma hristiyan dünyasının kutsal saydığı emanetlerin korunduğu bir sarayı yağmaladılar. Ve bu gün o kutsal emanetlerin bir çoğu kayıp ve nerede olduğu kimse tarafından bilinmiyor.

Kutsal Mühürleri Kırdılar

Latin şövalyeleri için bu odalar sadece manevi birer hazine değil. Avrupa’da kendilerine sonsuz bir güç ve servet sağlayacak ganimetler demekti. Gözü dönen istilacılar kutsal mühürleri kırarak bin yıllık emanetleri çuvallara doldurmaya başladılar. Sarayın içinde bulunan otuzdan fazla özel ibadethane kelimenin tam anlamıyla soyuldu. Altın şamdanlar elmaslarla süslü inciller ve imparatorluk mücevherleri acımasızca yağmalandı. Bukoleon Sarayı’ndan çalınan kutsal dikenli tacın ve haç parçalarının bir kısmı daha sonra. Fransa Kralı Dokuzuncu Louis tarafından muazzam bedeller ödenerek satın alınacak ve. Paris’teki ünlü Sainte Chapelle Kilisesi sırf bu emanetleri sergilemek için inşa edilecekti. Venedik’in meşhur San Marco Bazilikası’nı süsleyen birçok kıymetli eşya ve hazine de yine o yıl Bukoleon’dan sökülerek gemilerle taşınan ganimetlerden başkası değildi. Bu hazineler uzun yıllar bu yağmacı latin orduları tarafından bir ganimet olarak görüldü ve öylede oldu. Fransa kralı bu değerli emanetleri satın larak büyük bir kısmını Sainte Chapelle Kilisesi nde koruma altına aldı. 

Sarayın Kurşun Kaplama Levhalarını Bile Çaldılar

Yağma sadece taşınabilir hazinelerle de sınırlı kalmadı. Haçlılar sarayın yapısında kullanılan değerli mermerleri süslemeleri ve hatta çatıyı kaplayan kurşun levhaları bile sökerek erittiler ya da sattılar. Kendini aslan olarak gören Doğu Roma İmparatorluğu batıdan gelen vahşi bir gücün pençeleri arasında un ufak olmuştu. Bukoleon Sarayı o üç gün süren amansız yağmanın ardından bir daha asla eski görkemine kavuşamadı. Bin iki yüz altmış bir ( 1261 ) yılında Bizans şehri Latinlerin elinden geri aldığında imparatorlar yıkıntıya dönen ve adeta bir hayalet binayı andıran Bukoleon yerine Blakharnai Sarayı’na yerleşmeyi tercih ettiler. Tarihte görülmemiş bir yağma diye biliriz o kadar gözleri dönmüş’tükü mermerler kaplama için kullanılan kurşun levhalara dek her şeyi yağmaladılar.

Bugün tren raylarının sahil yolunun ve zamanın acımasızlığına direnen o mermer söveli büyük pencereler tam karşımızda duruyor. Son yıllarda yapılan arkeolojik kazılarda sarayın dehlizlerinde bulunan ve aceleyle bırakılmış izlenimi veren gizemli insan iskeletleri akıllara o meşum bin iki yüz dört yılını getiriyor. Bukoleon Sarayı duvarlarının arkasında sakladığı devasa sırlarla çalınan kutsal hazinelerin trajik hikayesiyle ve hala toprağın altında gün yüzüne çıkmayı bekleyen gizemleriyle İstanbul’un en derin ve en hüzünlü tarih sayfalarından biri olarak sessizce uzanmaya devam ediyor. Bir çok kişi eminim oradan geçerken bu sarayın bir zamanlar ne kadar önemli bir yer olduğundan habersizce geçip gidiyorlar. Kısmen yapılan arkeloik çalışmalar da ortaya çıkan bir çok mozaik yağma sırasında gözden kaçan ve kalan eserler günümüzde paha biçilemiyor.

Örümcek kapıcılık yapıyor Kayser’in kasrında. Baykuş nevbet vuruyor Efrasiyab’ın burcunda. Fatih Sultan Mehmet, 1453 Bukoleon Sarayı’nın yıkıntılarını gezerken mırıldandığı meşhur beyit.

Etiketler

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL

Merhaba Atilla Gürbüz