
Sarayın Derin Sessizliği ve Yalnızlık
Topkapı Sarayı‘nın kalın duvarları ardında zamanın durduğu o odalarda kimsecikler yoktu. I. Mustafa tahtın o ağır yükü omuzlarından alındıktan sonra sarayın en ücra köşesinde kendi sessizliğine terk edilmişti. Bir boşlukla dolu olan zihni karmaşık duyguları ile baş başa bırakılmıştı. Günler birbirini kovalarken o pencere kenarından başka bir yere adım atmaz dışarıdaki akıp giden hayatı yalnızca suların renginden takip ederdi.

Sarayın bu kasvetli koridorlarında insan sesine hasret kalan sultan için dünya tamamen susmuştu. Etrafındakilerin ne dediğine kulağını kapatmış kimseye güven duymayacak kadar derin bir yalnızlığın içine gömülmüştü. İşte tam o karanlık demlerde Boğaziçi’nin serin suları ona unuttuğu dili yeniden hatırlattı. Balıklar ve deniz havası onu kendine getiren bir umut ışığı olmuştu.
Suların Gizli Sakinleriyle Kurulan Bağ
Rıhtıma vuran dalgaların sesini dinlerken başladı her şey. Kafesin demirleri ardındaki adam sarayın sulara bakan penceresinden aşağıya ekmek parçaları bırakmaya başladı. Birkaç gümüş pullu balığın su yüzeyine çıkıp o ekmekleri paylaşmasıyla başlayan bu küçük oyun zamanla görünmez bir bağı ördü aralarında. Balıklar artık her gün aynı saatte aynı yerde onu bekliyor suyun altından upuzun bakan o hüzünlü gözleri selamlıyordu. O da her gün aynı saat için orada bekler boş gözler ile balıkların görünmesini beklerdi.
İnsanların Dünyasından Uzakta Bir Sığınak
Sarayın erkânı bu durumu sarayın incesazından ya da devlet meclisinden uzaklaşmış bir akıl tutulması olarak görüyordu. Oysa Mustafa için durum bambaşkaydı. İnsanların yüzündeki o sahte gülümsemelerden fitneden ve iktidar hırsından bıkmış olan ruhu en saf dostluğu o dilsiz varlıklarda bulmuştu. Onlarla konuşurken ne bir korkusu ne de sakınması vardı. Su altının o sakin ve huzurlu ritmi sarayın gaddar çarkları arasında ezilen kalbine iyi gelen tek şeydi. Sarayda yanlız kalmış bir hükümdarın derin dünyası gerçek dünya ile ilişkisini koparmıştı.

Boğaziçi’nin Saklı Krallığı
Tarih kitapları I. Mustafa’yı hep trajik bir taht kavgası kurbanı olarak yazdı. Lakin Boğaziçi‘nin o mahrem sularına bıraktığı sessiz fısıltıları ve balıklarla kurduğu o garip dostluğu kimse tam olarak çözemedi. Sarayın en güçlü olduğu o günlerde bile aslında en çaresiz olan sultan denizin dibindeki o küçük dünyada kendi krallığını kurmuştu. Ama saray erkanı onu bir türlü anlayamadı açıktan konuşamayanlar zamanla konuşur olmuş. Ve eleştirilerin hedefine almışlardır.
I. Mustafa Kaç Yıl Tahta Kalmıştır
I. Mustafa İlk tahta çıkışı 22 Kasım 1617 tarihinde çıkmış ve 26 Şubat 1618 yılında yaklaşık üç ay tahta kalmıştır. Tekrar ikinci kez tahta çıkışı 19 Mayıs 1622 yılında tahta tekrar çıkmış ve 10 Eylül 1623 yılında tahtan inmiştir yaklaşık 1 yıl 3 ay 22 tahta kalmıştır.
Neden İki Defa Tahta Çıkmıştır
Osmanlı tarihinde iki defa tahta çıkıp inmesinin nedenleri arasında Osmanlı saltanat değişimleri hep sancılı süreçler ile geçmesidir. Bu sıra dışı durum devlet içindeki otorite boşlukları ve I. Mustafa‘nın ruh halinden kaynaklı sebeplerden dolayı iki kez tahta çıkartılmış ve iki kez tahtan indirilmiştir.
Osmanlı döneminde ilk harem nasıl kuruldu amacı ve hizmet başlıkları neydi Yazımızı okumak için tıklayın.