Sümer Mısır bağlantısı İnsanlık tarihinin şafak vakti Mezopotamya’nın bereketli toprakları ile Nil’in hayat veren suları. Arasında aynı anda parıldayan iki devasa meşaleyle aydınlandı. Sümerler ve Antik Mısır. Bu iki medeniyet, resmi tarih anlatılarında genellikle birbirine paralel ama yolları kesişmeyen iki ayrı dünya gibi sunulur. Oysa “derin tarih” perspektifinden bakıldığında aralarındaki coğrafi mesafeye rağmen. İnanç dünyalarından mimari dehalarına, göksel gözlemlerinden kutsal sembolizmlerine kadar uzanan baş döndürücü ortaklıklar göze çarpar. Gize’nin göğe yükselen piramitleri ile Mezopotamya’nın basamaklı ziguratları adeta aynı kozmik dilin farklı lehçelerle haykırılışı gibidir.
Bu kadar benzerlik günümüzde yapılan keşifler ve kazılar sonucu. Ortaya çıkan bariz benzerlikler Akıllara bu benzerlikler tesadüf değil algısı yaratmakta Belki’de iki ayrı medeniyer bir birinden ilham alarak bilgi ve dönenmin teknoloji transferi yaparak böyle medeniyetler ortaya çıkartılar.
Nil ve Fırat’ın Kesişen İnanç Dünyası Kozmik Yaratılış

Her iki medeniyetin derinliklerine inildiğinde yaratılış mitlerinin adeta aynı kaynaktan beslendiği görülür. Sümer tabletlerinde evren başlangıçta. Nammu adı verilen ilkel sonsuz ve karanlık bir su kütlesinden ibaretti. Mısır mitolojisinde ise yaratılıştan önce var olan kaos ve uçsuz bucaksız karanlık su dünyasına. Nun deniliyordu. Hem Sümerler hem de Mısırlılar, yaşamın bu ilkel sudan yükselen ilk toprak parçasıyla. Mısır’da Benben tepesi başladığına inanıyordu. Ortak noktaları her iki medeniyette mısır’daki benben tepesinin insanlığın var oluş ve başlangıç noktası olarak benimsemiş olmaları.
Bu durum suyun hayat verici ve aynı zamanda yok edici gücünü bizzat deneyimleyen iki nehir medeniyetinin ortak psikolojisini yansıtır. Dahası Sümerlerin gök tanrısı Anu ile Mısır’ın güneş tanrısı Ra, panteonun zirvesindeki mutlak otoriteler olarak birbirlerinin adeta birer aynasıydı. Krallarına ilahi bir meşruiyet yükleme arzusu da her iki kültürde ortaktı; Sümer’de krallık gökten inmiş kutsal bir görevken, Mısır’da firavun bizzat tanrının yeryüzündeki tezahürüydü. Her iki medeniyet suyun gücünü iyi kavramış iki ayrı medeniyet olmalarıda. Akıllara tarihçiler neden bu iki uygarlığı ayrı ayrı araştırmaları olmuştur. Baktığın zaman yapılan yapıların günümüz teknoloji ile daha keşf edilmeyen çok nokta aydınlatılamayan çok soru işareti olan iki medeniyet mısır ve sümerler.
Yıldızların İzinde Astronomi ve Matematikteki Gizli Uyum

Mısır piramitlerinin özellikle de Gize platformunun Orion Takım yıldızı ile olan kusursuz hizalanması Modern dünyayı hala büyüleyen bir sır olarak kalmıştır. Benzer şekilde Sümerler de gökyüzünü parsellemiş, burçlar kuşağını (zodyak) tanımlamış ve gezegenlerin hareketlerini muazzam bir matematiksel hassasiyetle kaydetmişti. Akıllara gelen soru bu kadar neredeyse kusursuz bir inceleme nasıl yaptılar. İki seçenek akla geliyor ya aynı dönemde var olan iki medeniyet bir birinden beslenmiş ve bu kadar kusrsuz gök yüzünü çizmişler gezegenler gibi bir çoğu dünyada gözle görülemeyecek uzaklıklardalar.
Bu İki Medeniyet Evrenin Sırını Nasıl Çözdüler
Piramitler ve ziguratlar. Piramitlerin inşasında kullanılan gelişmiş geometri ve matematik. Sümerlerin geliştirdiği altmışlık sayı sistemi ve astronomik verilerle derin bir paralellik gösterir. Resmi tarih bu iki toplumun ticaret yoluyla fikir alışverişinde bulunduğunu söylese de derin tarihçiler bu durumun çok daha eski. Tufan öncesi ortak bir kaynaktan miras kalan kadim bir bilginin iki farklı coğrafyadaki tezahürü olabileceğini savunur. Gökyüzünü okuma becerisi, her iki medeniyette de devlet yönetiminin ve mimarinin ana omurgasını oluşturuyordu. Benzerlik yakın dönem iki medeniyet belkide bir günümüz anlatımı ile teknoloji ve bilgi transferi yaşanmış olması.
Zamana Meydan Okuyan Miras İlklerin ve Sonsuzluğun Buluşması

Bugün insanlık tarihinin yazı, hukuk, tekerlek ve şehirleşme gibi temel taşlarını. Sümerlere borçlu olduğunu biliyoruz. Mısır ise bu birikimi alıp anıtsal mimariyle tıpla ve ölümden sonraki yaşamın. Büyüleyici kültürüyle birleştirerek estetik bir zirveye taşımıştır. Sümerlerin çivi yazısıyla kil tabletlere kazıdığı ölümsüzlük arayışı (Gılgamış Destanı), Mısır’ın Ölüler Kitabı’nda hiyerogliflerle papirüslere ve piramit duvarlarına işlenmiştir.
Sonuç olarak Mısır piramitleri ve Sümer medeniyeti, insanlığın ortak hafızasının en güçlü iki sütunudur. Aralarındaki bağ sadece ticari yollarla taşınan mallardan ibaret değil Ruhun ölümsüzlüğüne, gökyüzünün kutsallığına ve evrenin matematiksel nizamına duyulan ortak bir inancın, iki farklı nehir kenarında filizlenen tek bir hikayesidir. Kimsenin göz ardı etmediği bu benzerlikler mutlaka ortak bir noktası var açıklanamayan ispat edilemeyen ama gerçeklikleri bize bu iki medeniyet arasında ticaretten daha fazla iş birliği olduğunu göztermekte.