404 Numaralı Oda ve Gece Gelen Mimarlar

Yazar Yorum Yap 67 views

Efsaneye göre olaylar 1980‘lerde terk edilen ve günümüzde sadece yıkıntıları kalan. Edirne-Kırklareli sınırındaki eski bir psikiyatri hastanesinde geçiyor. Hastanenin arşiv kayıtları yangında kül olduğu için resmi olarak böyle bir yerin varlığı hep reddedildi. Ancak eski hasta yakınlarının fısıltıları efsaneyi günümüze kadar taşıdı. Hastanenin en üst katının sonunda hiçbir hastanın yatırılmadığı, kapısında sarı bir pirinç levhayla “404” yazan boş bir oda vardı. Bu numara tesadüf değildi bilgisayar çağındaki “Bulunamadı” (Not Found) hatasından çok önce, hastane personeli arasında bu oda Ziyaret Edilemeyen Yer olarak anılıyordu.  Peki bu odan neden girilmezdi orada neyi saklıyorlardı veya kimsenin bilmesini istemedikleri ne olabilirdi. Yıllar geçsede bu sorular henüz tam aydınlığa kavuşamadığıdır.

Gece Gelen Mimarlar Kimdir?

Hastanede yatan şizofreni ve ağır demans hastalarının çok azı birbiriyle iletişim kurabiliyordu. Ancak farklı dönemlerde birbirini hiç tanımayan onlarca hastanın sayıklamalarında tek bir ortak nokta vardı. Gece Gelen Mimarlar. Hastalara göre gece yarısı saat tam 04:04’te, koridorlardan ne ayak sesine ne de tekerlek tıkırtısına benzeyen, sanki betonun içinde bir şeyler sürtünüyormüş gibi boğuk bir gürültü gelirdi. Ardından, üzerlerinde beyaz doktor önlüğü yerine, ceplerinden cetveller, gönyeler ve tuhaf mekanik aletler sarkan, yüzleri pürüzsüz ve hatları belirsiz ziyaretçiler içeri girerdi. Bu bir hayal ürünümüydü yoksa gerçekten sabah o saatlerde birileri o hastaneye gelip ya gizli bir deney . Veya hastaların kafalarında toplu halde kurdukları bir yansıma idi. Neydi bu görünen insanlar neden matamatik sel araç gereçler ile o saatte orada oluyorlardı. Hastaların iddiasına göre bu varlıklar insanları tedavi etmeye değil, “bina planını düzeltmeye” geliyorlardı. Onlara göre insan vücudu, içinde ruhun hapsedildiği hatalı inşa edilmiş birer binaydı.

404 Numaralı Oda’nın Sırrı Neydi

Efsaneyi asıl korkunç kılan şey bu mimarların her ziyarette hastanenin fiziksel yapısını değiştirdiğine dair inanıştı. 404 Numaralı Oda bu değişimlerin merkez üssüydü. Değişen Mimari Gece o odaya giren hemşireler, bazen odanın pencerelerinin tamamen yok olduğunu ve yerinde dümdüz bir duvar bulduklarını söylerlerdi. Bir sonraki gün ise oda, içerideki mobilyaların sığamayacağı kadar devasa bir koridora açılıyor olabiliyordu. Kayıp Personel Vakası 1984 yılının bir kış gecesi, nöbetçi Doktor asistanı Tarık Bey, 404 numaralı odadan gelen garip bir tıkırtı duydu. Elinde fenerle odaya girdi. Ertesi sabah ne Tarık Bey bulunabildi ne de 404 numaralı oda. Diğer doktorlar o sabah katın sonuna gittiklerinde, oda kapısının yerinde tuğlayla örülmüş, sanki yıllardır oradaymış gibi duran eski bir duvar buldular. Bugün bile şehir dışındaki o hastane kalıntılarına giden kaçak defineciler ve internet yayıncıları, harabelerin arasında dolaşırken akıllı telefonlarının aniden kapandığını ya da saatlerinin tam 04:04’te donduğunu iddia ederler. Eğer o sırada etrafta betonun içinden gelen bir sürtünme sesi duyarsanız, Mimarlar o an bulunduğunuz odanın planını yeniden çiziyor demektir. Akıl hastalarına göre her gece oradaki mimari yapı kapıların yeri veya pencerelerin bir var bir yok olmalı. Ve doktor tarık 404 nolu odaya girdiğini ve birdaha ortaya çıkmadığını hatta odanın bile yok olduğu inancı yer vermektedir.

Dr. Tarık’ın Günlüğü Son Üç Gün
11 Kasım 1984
Saat: 23:40

Bu gece hastanede tuhaf bir huzursuzluk var. 3. Kattaki ağır hastaların neredeyse tamamı akşam ilacını almayı reddetti. Hepsinde aynı panik hali Mimarlar geliyor, binayı daraltacaklar, nefes alamayacağız diye sayıklıyorlar. Şizofreni vakalarında kitlesel sanrılar nadir görünür ama bu kadarı fazla koordineli. Doktor ilk kuşkuya burada kapıldığı görünmekete.

Hepsinden öte, şu 404 numaralı oda meselesi canımı sıkmaya başladı. Başhekim oranın sadece boş bir depo olduğunu söylüyor ama bu öğleden sonra koridordan geçerken kapının altındaki aralıktan içeri baktım. İçerisi kapkaranlıktı fakat tuhaf bir rüzgar esiyordu. Kapalı bir odada rüzgar nasıl esebilir? En kötüsü de, içeriden gelen o ses. Sanki biri devasa bir tebeşirle beton zemine sürekli çizgiler çiziyor, sonra beğenmeyip kazıyarak siliyor gibiydi. Tırnaklarımın içi sızladı işitince. Bu gece nöbetçiyim, kulağım orada olacak. Kuşku artıkça meraklanan dokor doktorun 404 nolu odaya ait şüphesi kuşkuları giderek artıyor.

12 Kasım 1984
Saat: 03:15

Uyuyamıyorum Bu notları başhekimlik odasında, ellerim titreyerek yazıyorum. Az önce başıma gelen şeyi tıp literatürüyle açıklamam imkansız. Gece kontrolü için üst kata çıktım. Saat tam 04:04’ü gösterdiğinde koridordaki tüm ışıklar aynı anda söndü. Jeneratörün devreye girmesini beklerken, o boğuk, et ezen beton sesini duydum. Ses duvardan gelmiyordu, duvarın içinden geliyordu. Doktor artık duyduklarını ve yaşadıkları onunda bu konuda takıntılı halle geldiğini gösteriyordu.

Fenerimi 404 numaralı odanın kapısına doğru çevirdim. Kapı hafifçe aralanmıştı. İçeri baktığımda… Tanrım, burası bir oda değildi. Fenerimin ışığı sonsuz bir boşluğa düştü. Duvarlar sanki canlı birer doku gibi yavaşça içe ve dışa doğru esniyor, odanın tavanı gözlerimin önünde yükseliyordu. İçeride, boyları iki metreyi aşan, bacakları ve kolları eklemsiz gibi duran, beyaz önlüklü üç gölge vardı. Ellerindeki o metal, sivri aletlerle havaya hayali çizgiler çiziyorlardı ve onlar çizdikçe koridorun zemini ayaklarımın altında kayıyordu. Beni görmediler. Ya da umursamadılar. Odama kaçtım, kapıyı kilitledim. Ama duvarların arkasından gelen o ölçüm sesleri kesilmiyor. Çıt, çıt, çıt. Sanki benim odamı da ölçüyorlar.

13 Kasım 1984
Saat: 04:00 (Son Kayıt)

Artık kaçış yok, bunu biliyorum. Bu sabah uyandığımda hastanenin koridorlarının dün geceye göre daha dar olduğunu fark ettim. Kimse inanmıyor bana, herkes benim delirdiğimi, dinlenmem gerektiğini söylüyor. Ama ben gördüm! İki hasta yatağı arasındaki mesafe azalmış, pencereler birkaç santim yukarı kaymış. Binayı yeniden tasarlıyorlar. Bizi buraya sıkıştırıyorlar. Şu an saat dörde geliyor. Az önce odamın kapısının altından bir kağıt parçası itildi. Üzerinde hiçbir şey yazmıyor; sadece milimetrik hesaplarla çizilmiş, benim odamın krokisi var. Ama krokinin üzerinde kapı görünen yer, kalın siyah bir çizgiyle kapatılmış. Yanına da sadece şu not düşülmüş: Hatalı Mimari. Düzeltilecek.

Koridordaki sesler tekrar başladı. O sarsıntı, o betonun betona sürtünme sesi… Ama bu sefer çok yakındalar. Tam kapımın önündeler. Saatime bakıyorum, yavaşlıyor… 04:02.  04:03 404 numaralı odanın kapısı açıldı, biliyorum, çünkü odadaki havayı emen o muazzam boşluğu hissedebiliyorum. Gitmek zorundayım. Gitmezsem, kapıyı kırıp duvarı üstüme kapatacaklar. Eğer bu günlüğü bulursanız, sakın bu katın planına güvenmeyin. Burası artık bir hastane değil. Muazzam bir labirent ve biz sadece.  Burada günlük kesiliyor ve bundan sonraki sayfaları yok yani sanki birisi o günlüğü ondan sonra yaşananlar kısmını yırtıp yok etmişti.

Orayı ziyaret eden bir you tube programcısı olan caner isimli bir kişi abıne saysı 410.000 kişi aşaan bir kişi o hastaneye gece girip canlı yayın esnasında yayının bir anda kesildiği ve bir daha canerden haber alınamadığı söylenmektedir.

Etiketler

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL

Merhaba Atilla Gürbüz