Diyar-ı Rum’un Gizli Cemiyetleri ve Baykuş

Yazar Yorum Yap 168 views

Anadolu topraklarının derin tarihi incelendiğinde karşımıza sadece kralların. Adeta Bir derin tarihin gizemli sırları ortaya çıkar.  Sultanların ve cephe savaşlarının kronolojik dökümü çıkmaz. Bu coğrafyanın asıl şekillendirici gücü satır aralarında. Gizli kalmış elyazmalarında ve dönemin ezoterik topluluklarının sessiz faaliyetlerinde saklıdır. Halk arasında korkuyla veya merakla anılan birçok sembol. Tarihin derinliklerinde aslında çok farklı bir idari ve batıni sistemin şifresi olarak kullanılmıştır. Bu sembollerin başında gelen baykuş figürü bizi. Selçuklu ve erken Osmanlı döneminin en gizemli yapılarına yani Abdalân-ı Rum ve onların ardındaki gizli cemiyetlere götürür. Tarihin boşlukları oluştuğu dönemlerde insanları ıslah etmek ve bir arada tutmak için bazı yöntemler geliştirilmiştir.

Abdalân-ı Rum ve Gecenin Bilgeleri

Selçuklu Devleti’nin yıkılış sürecinde ve Osmanlı Beyliği’nin kuruluş döneminde. Anadolu’da asayişi manevi birliği ve adalet sistemini ayakta tutan en önemli yapılardan biri Abdalân-ı Rum Anadolu Dervişleri teşkilatıydı. Bu topluluk sadece tekkelerde zikir çeken dervişlerden oluşmuyordu. Aralarında dönemin en büyük astronomları, tıp alimleri, mimarları ve en önemlisi istihbarat görevlileri yer alıyordu. Yani selçuklu yıkılıyor olsada bir medeniyet halklardan oluşuyordu. Teşkilatlanma ve yasalar yeni yönetim gelene dek devam eden bir sistemi vardı.

Abdalân-ı Rum mensupları toplumsal kargaşa dönemlerinde şehirlerden uzaklaşarak ıssız dağ başlarında. Antik kalıntılarda veya terk edilmiş eski viranelerde zaviyeler kurarlardı. Bu yapı aslında kendini koruma altına alıp yönetim boşluğu oluşursa planlama yapardı. Bu dervişlerin sembol olarak baykuşu seçmeleri tesadüf değildi. Tasavvuf literatüründe baykuş viranelerdeki hazineyi bekleyen mürşid olarak tanımlanır. Buradaki virane insanın dünya telaşıyla yıkılmış kalbini veya çökmekte olan devlet yapılarını. Hazine ise kadim ilahi bilgiyi temsil ederdi. Halk bu dervişleri harabelerin içinde sessizce otururken gördüğünde onları baykuşlarla özdeşleştirmiş ve bu kuşa mistik bir saygı duymaya başlamıştı. Bu insanlar onlar için ilim ve bilim insanları karar alıcı mercih ve toplumda saygı duyulan bir cemiyet yapısı idi.

Diyar-ı Rum Kitabı ve Gizli İstihbarat Ağı

Tarihsel kayıtlarda ve gizli kütüphanelerin kataloglarında adı sıkça geçen ancak nüshaları özenle saklanan Diyar-ı Rum Kitabı aslında dini bir metin değildir. Bu eser Anadolu coğrafyasının jeopolitik, mistik ve stratejik haritasını çıkaran, dönemin ezoterik örgütleri tarafından kaleme alınmış gizli bir kılavuzdur. Kitabın satır aralarında baykuş figürüyle şifrelenmiş bölümler doğrudan bir istihbarat ve haberleşme ağına işaret eder. Bu bize çok eski yıllarda bile şifreli mesajlaşma ve istikbarat örgütü tarzı yapıların olduğunu göstermekte.

Osmanlı’nın kuruluş aşamasında Kuş Dili Kuştili veya Mantıku’t-Tayr göndermeleriyle bilinen bu gizli dil. Dervişlerin ve fütüvvet teşkilatı mensuplarının kendi aralarında kullandığı bir şifreleme yöntemiydi. Kitapta geçen ve önceki çalışmalarımızda değindiğimiz üç baykuş kuralı halk inanışında bir ölüm veya felaket habercisi. Olarak yorumlansa da derin tarihteki karşılığı çok farklıydı. Bu şifre devletin veya o bölgedeki gizli teşkilatın en üst düzey üç yöneticisinin acil durumlar için bir araya gelmesi anlamına geliyordu. Aslında baykuş bir şifre ve bir anlam ifade ediyordu haberleşme veya tehlike anlamına gelen bir şey olarak algılanırdı. Eğer bir bölgede üç baykuş öttüysa orada devletin kaderini değiştirecek gizli bir meclis toplanmış demekti.

Kapadokya Yer Altı Yapılarının Siyasi Kökeni

Kapadokya ve Kayseri civarındaki devasa yer altı şehirlerinin sadece. Hristiyanların Romalılardan kaçmak için sığındığı geçici mekanlar olduğu tezi, derin tarih araştırmaları karşısında yetersiz kalmaktadır. Arkeolojik dosyalarda yer alan baykuş kabartmalı gizli tapınak odaları bu alanların Selçuklu ve Osmanlı döneminde de batıni tarikatlar tarafından operasyonel merkezler olarak kullanıldığını kanıtlamaktadır. Aslında bir inanç merkezi gibi görüntü veren arka planda pilanların rahatlıkla yapıldığı bir yapı anlamına gelmekte idi.

Moğol istilası sırasında Anadolu tamamen karanlığa gömüldüğünde. Yeryüzündeki tüm kütüphaneler medreseler ve devlet arşivleri yakılıp yıkılmıştı. Bu istila dan kurtarılan bazı eserler devlet arşivleri bu tür yer altı gizli odalara taşınıp korunmaya çalışılmıştır. İşte tam bu dönemde Abdalân-ı Rum ve Ahilik teşkilatının önde gelen liderleri kadim bilgileri. Devletin kozmik odasına ait belgeleri ve kutsal emanetleri korumak amacıyla yer altına çekildiler. Yer altı sığınaklarında inşa edilen baykuş temalı odalar devletin “derin hafızasının” saklandığı yerlerdi. Cihazları bozan yüksek manyetik alanlar ve nöbetçilerin gördüğü karanlık silüetler ise bu odaların. Yabancılar tarafından bulunmasını engellemek için antik mühendislik teknikleriyle ve özel simyasal maddelerle korunduğunun somut kanıtlarıdır. Yani bi tür güvenlik önlemi olarak günümüzde bu tür bilgiler için konuşulmakta.

İkinci Mahmud Dönemi ve SırPerdesinin Kapanışı

Anadolu’daki bu gizli derviş teşkilatları ve baykuş sembolizmini kullanan yapılar yüzyıllar boyunca. Osmanlı sarayı tarafından el altından desteklendi ve korundu. Özellikle devletin zora girdiği dönemlerde bu yapılar derin bir irade olarak devreye girip yön verdi. Ancak 19. yüzyıla gelindiğinde devletin modernleşme sancıları bu kadim yapıların da sonunu getirdi. Sultan İkinci Mahmud döneminde Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla. Vaka-i Hayriye başlayan süreç sadece askeri bir reform değil. Anadolu ezoterizmine indirilmiş en büyük darbeydi. Yeniçerilerle organik bağı olan Bektaşi tekkeleri kapatıldı. Abdalân-ı Rum geleneğinden gelen son gizli hücreler tasfiye edildi. İşte bu büyük tasfiye döneminde Diyar-ı Rum Kitabı ve baykuş şifrelerine ait son belgeler de devletin resmi arşivlerinden. Çıkarılarak gizli aileler veya ucu dışarıya uzanan cemiyetler tarafından yeraltına saklandı. Bugün Anadolu köylerinde yaşayan baykuş korkusu bir zamanlar bu toprakları perde arkasından yöneten. O devasa gücün hafızalardan silinmiş korkutucu gölgesinden başka bir şey değildir. Bu tarihin günümüze uzanan ve hala günümüzde bile bazı yapıların tavsiye edilip izleri silinip yapıların dağıtıldığı bir gerçektir.

Geleceğe Bırakılan Kadim Miras

Bugün arkeolojik kazılarda karşımıza çıkan baykuş figürleri bin yıllık el yazmaları ve resmi. Jandarma raporlarındaki anomaliler bize tarihin tek bir düz çizgiden ibaret olmadığını gösteriyor. Sirperdesi olarak bu üç bölümlük seride aralamaya çalıştığımız gerçek tam olarak şudur. Anadolu insanının batıl inanç veya efsane diyerek geçiştirdiği unsurlar aslında tarihin en büyük gizli teşkilatlarının operasyonel ayak izleridir. Diyar-ı Rum’un o bilge baykuşu hala viranelerde ötmeye ve görünenin arkasındaki asıl gerçeği izlemeye devam ediyor. Belki de o gizli tapınakların kapıları tamamen açıldığında resmi tarih kitaplarının tamamını yeniden yazmak zorunda kalacağız.

Serinin İlk Yazısı

Anadolu Viranelerinde Öten Baykuş ve Gece Gelen Ziyaretçiler

Etiketler

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL

Merhaba Atilla Gürbüz