Antik Tapınakta Bulunan Baykuş Şifreleri Diyar-ı Rum Dosyası

Yazar Yorum Yap 155 views

Anadolu coğrafyası sadece anlatılan efsanelerle değil resmi raporlara geçmiş ve bilim insanlarının çözmekte zorlandığı somut bulgularla da doludur. Diyar-ı Rum Dosyası ve bu dosya okuyunca ne kadar derin bir konu ve tapınaktaki baykuş sembollerini anlamaya başlayacağız. Kulaktan kulağa yayılan köy hikayelerinin ötesinde arkeolojik kazılarda ortaya çıkan bazı detaylar tarihin akışının göründüğünden çok daha farklı olduğunu fısıldar. Bu somut dosyalardan biri yakın geçmişte Anadolu’nun kalbinde gerçekleştirilen gizli bir kazı çalışmasıyla gün yüzüne çıktı.

Antik Sığınakta Keşfedilen Gizli Hücre

Yaklaşık yirmi yıl önce Kapadokya bölgesinin derinliklerinde resmi izinlerle yürütülen bir yüzey araştırması sırasında yer altı şehirlerinin daha önce haritalandırılmamış yeni bir uzantısı keşfedildi. Bu o keşif o bölgenin daha keşif edilemeyen yapıların daha olduğu söylemini güçlendiriyordu. Arkeologların incelediği bu alan klasik yerleşim yerlerinden oldukça farklıydı. Burası insanların barınma amacıyla kullandığı bir sığınak değil adeta ezoterik ritüeller için tasarlanmış izole bir tapınak odasıydı. Bu oda neden gizli tutulmuştu içinde neyi saklıyorlardı sakladıkları şey onlardan sonra kimsenin, eline neden geçmesin diye böyle bir ızole sığınak inşia edilmişti.

Odanın tam merkezinde dairesel bir sunak ve bu sunağın etrafındaki taş duvarlara kazınmış çok sayıda kabartma bulunuyordu. Araştırma ekibinin dikkatini çeken en büyük detay ise duvarlardaki tüm figürlerin tek bir canlıya yani baykuşa ait olmasıydı. Farklı boyutlarda ve farklı açılarla duvara işlenmiş onlarca baykuş figürü sanki odaya giren herkesi izliyordu. Raporlara göre odadaki hava akımı ve akustik sistem o kadar sıra dışıydı ki en ufak bir fısıltı bile içeride tuhaf bir uğultuya dönüşüyordu.  Burada kurulması gereken bağlantı şurayı işaret ediyor Diyar-ı Rum kitabı ve orda’da baykuş sembolleri çokça görülmüştü.

Bin Yıllık El Yazması ve Üç Baykuş Kuralı

Bu gizemli odada yapılan asıl büyük keşif ise taş zemin altındaki gizli bir bölmede saklanan el yazması bir metindi. Yapılan karbon testleri metnin yaklaşık bin yıl önce kaleme alındığını gösteriyordu. Bu eser tarihçiler arasında Diyar-ı Rum Kitabı olarak bilinen kadim ve sırlı metinlerin kayıp bir parçasıydı. İlk önce bilim adamları pek anlam yüklenemesede yapılan araştırmalar konun ve bulunan eserlerin sıradan bir eser olmadıkları kesindi.

Kitabın çözülebilen kısımlarında doğrudan baykuş sembolizmine ayrılmış özel başlıklar bulunuyordu. Metinde geçen bazı ifadeler ilk makalemizde bahsettiğimiz halk inanışlarının kökenini açıkça ortaya koyuyordu. Kitapta yer alan en çarpıcı şifrelerden biri üç baykuş kuralı olarak adlandırılmıştı. Kadim metne göre eğer bir bölgede aynı anda üç baykuş birden öterse bu durum o topraklarda fiziki dünyanın sınırlarının zorlandığına ve mutlak bir ölümün ya da büyük bir değişimin kapıda olduğuna işaret ediyordu. Bu sadece batıl bir inanç olarak değil o dönemin insanları için matematiksel bir kehanet sistemi olarak formüle edilmişti. Bu insanlar neden yer altı şehri inşa ettiklerine bir işaret olabilirdi. Bu topluluk daha önce normal yer yüzünde yaşayan bir toplulukken neden yer altına yaşam alanı inşa ettiklerine bir delil denebilir. Üç baykuş aynı anda ötmesi o toplumun yer yüzünde yaşadıkları bir feleketin sonucu bunu bir inanç benimsemiş ve yer altına çekilmiş olmaları gibi bir seneryo ortaya sırperdesi.com olarak yorumumuz bu yöndedir.

Resmi Raporlardaki Tuhaf Detaylar

Kazı başkanı ve ekibi tarafından tutulan resmi günlüklerde ve jandarma kayıtlarında o dönem yaşanan bazı sıra dışı olaylar açıkça yer almaktadır. Çalışmaların üçüncü haftasında tapınak odasında gece nöbeti tutan iki güvenlik görevlisi gece yarısından sonra bölgede daha önce hiç duyulmamış yoğunlukta bir kuş uğultusunun başladığını rapor etti. Bu bir tesadüf müydü yoksa bir yanılsama mıydı yoksa orayı koruyan bir tılsım’mı vardı.

Görevlilerin ifadelerine göre tapınağın giriş kapısının etrafına dizilmiş üç büyük baykuş saatlerce hiç durmadan ötmüştü. Bu olayın hemen ardından kazı alanındaki elektronik cihazların tamamı çalışamaz hale geldi ve telsiz bağlantıları kesildi. İşi daha gizemli dosya haline gelmesi duvarlardaki baykuş senbolleri ve gece gözüken baykuş ve saysı ise üç tane olması. Raporun en tüyler ürperten kısmı ise o gece nöbetçilerin tapınak koridorlarında beliren ve ışık kaynaklarını tamamen yutan bazı karanlık silüetler gördüklerini iddia etmeleridir. Bu olay ertesi gün kazı başkanının resmi raporuna cihazların yüksek manyetik alandan dolayı arızalanması olarak geçirilmiş olsa da ucu açık birçok soru işareti hala masada durmaktadır.

Çözülmeyi Bekleyen Büyük SırPerdesi

Arkeolojik bulgular, bin yıllık el yazmaları ve resmi devlet raporları üst üste konulduğunda karşımıza basit bir köy efsanesi çıkmıyor. Diyar-ı Rum Kitabı içinde yer alan şifrelerin Anadolu’nun belirli bölgelerindeki yüksek manyetik alanlarla ve henüz keşfedilmemiş yeraltı yapılarıyla bir bağlantısı olduğu düşünülüyor. Bu topluluk bize neden yer altına çekildiklerine dahil tek seçenek baykuş ötmesi ve yaşanan olumsuz olayları buna bağlayıp yer altına tapınak yaşam alanı inşa etmiş ve baykuş kuşunu kutsal hayvan saymışlar. Baykuş sembolü sadece bir korku unsuru değil bu topraklarda yüzyıllar önce faaliyet göstermiş gizli bir yapının ve onların koruduğu kadim bilgilerin anahtarı gibi görünüyor. Peki bu şifreleri kimler ne amaçla bıraktı ve bu gizemli kitapta bahsedilen yapılar bizi tarihin hangi karanlık sayfalarına götürecek?

Anadolu köylerindeki o meşhur anlatıların halk arasındaki yansımasını incelediğimiz serimizin ilk yazısı olan

Anadolu Viranelerinde Öten Baykuş ve Gece Gelen Ziyaretçiler içeriğimize göz atabilirsiniz. Bu antik şifrelerin ve resmi raporların bizi Selçuklu ile Osmanlı dönemindeki hangi gizli teşkilatlara götürdüğünü, işin akademik ve siyasi boyutunu incelediğimiz serinin son ve en büyük yazısı

Derin Tarih: Abdalân-ı Rum’dan Gizli Cemiyetlere   Sirperdesi’nde olacak.

Etiketler

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL

Merhaba Atilla Gürbüz