Bir çok anlatımı halk arasında dolaşan bir şehir efsanesi olarak konuşulan. Ankara’nın gri betonları ve modern bürokratik yüzünün ardında. Çankaya’nın dik yokuşlarında ya da şehrin eski diplomatik semtlerinde zamana direnen terk edilmiş yapılar saklanır. Bu yapılar genellikle yüksek duvarların ardına gizlenmiş ve sarmaşıklarla kaplanmış. Ve yerel halkın dilinde hayaletli olarak etiketlenmiş binalardır. Ancak bu etiketlerin ardındaki gerçeklik payı genellikle doğaüstü olaylardan ziyade şehrin geçirdiği hızlı sosyolojik ve hukuki değişimlerle ilgilidir. Gerçeklik olarak varmı yokmu tartışılan bir konu bu eski tarihi yapılar.

Mülkiyetin Labirenti ve Terk Edilmişliğin Gerçek Sebebi
Bir yapının neden hayaletli olarak anıldığını anlamak için önce o binanın yasal geçmişine bakmak gerekir. Ankara’da özellikle Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde inşa edilmiş birçok görkemli köşk Bugün miras hukuku labirentlerinde kaybolmuştur. Çok sayıda varisi bulunan birbirleriyle iletişimi kopmuş veya anlaşmazlık yaşayan. Ailelerin elindeki mülkler yıllarca süren mahkeme süreçleri nedeniyle kaderine terk edilir. Bakımsız kalan her bina fiziksel olarak çürümeye başladığında rüzgârın pencerelerden çıkardığı sesler. Veya çatıdan düşen parçalarla birleşince çevre sakinlerinin zihninde o binanın huzursuz olduğu fikrini besler. Yani o binaların hayaletli olması genellikle bir doğaüstü olgudan değil hukuki bir düğümün fiziksel yansıması olan sessizlikten kaynaklanır. Zamana yenik düşen bu tarihi yapılar zamanla bakımsızlıktan harap halle gelince insanlar arasında bu tür büyülü ev gibi konuşmalar yayılır.
Sosyolojik Bir Bellek Olarak Terk Edilmişlik
Şehrin estetiği değiştikçe, modern binaların arasında kalan eski ve hüzünlü yapılar birer tezat oluşturur. Ankara insanının bu yapılara yüklediği mistik anlamlar. Aslında değişen şehre karşı duyulan bir özlemin veya o binada yaşanmış olan eski ihtişamlı günlerin yarattığı bir melankolinin dışavurumudur. İnsanlar, artık içinde kimsenin yaşamadığı ve camları kırık bir binanın önünden geçerken. Oranın boşluğunu doldurmak için zihinlerinde bir hikaye inşa ederler. Bu bir korkunun dışa vurması sonucu halk arasında işte geçen şu kişi o evin ordan geçerken. Değişik sesler ve gölgeler görmüş dedimi işte sana çıktı yeni bir şehir efsanesi. Bu hikayeler nesilden nesile aktarıldıkça şehir efsanesi halini alır. Oysa gerçekte o köşkler sadece bir dönemin Ankara’sına, dönemin bürokratlarına veya entelektüellerine ev sahipliği yapmış olan yorgun yapılardır.

Ankara Gerçeği ve Efsanelerin Sınırı
Ankara’daki bu yapıların hiçbirinde kanıtlanmış bir paranormal aktivite bulunmamaktadır. Efsanelerin temelinde yatan gerçeklik binaların uzun süre insansız kalmasının yarattığı doğal deformasyonlardır. Şehrin dokusundaki bu boşluklar insanların hayal gücüyle birleştiğinde ortaya hayaletli köşk mitolojisi çıkmaktadır. Ankara’nın hayaletli köşkleri aslında şehrin tarihine ve değişimine dair sessiz tanıklardır. Onların hikayesi perili oldukları iddialarından ziyade miras kalan malların çözülemeyen sorunları ve şehrin hafızasında unutulmaya yüz tutmuş bir estetik anlayışının hüzünlü öyküsüdür. Şöyle bir örnek verecek olursak ankara demet evler mahalesi‘nde böyle bir müstakil ev vardı. Orası yıllarca perili ev hayalet var diye mahalleli arasında konuşuluyordu. Yıllar sonra bu ev yıkıldı yerine yeni ev yapıldığı haldde orada o ev hala konuşulur büyülü ev perili sokataki ev diye.