Sahildeki Sır Somerton Adamı ve Tamam Shud Dosyası

Yazar Yorum Yap 65 views

Gizemli dosyalar dendiğinde dünya tarihinin en büyük düğümlerinden biri şüphesiz 1 Aralık 1948 yılında Avustralya’nın Somerton sahilinde bulunan o adsız cesettir. Bugün sirperdesi.com okuyucularına ne polislerin ne istihbarat servislerinin ne de yıllarca uğraşan dedektiflerin çözemediği bir hikayeyi aktarıyoruz. Arkasında sadece iki kelimelik tuhaf bir kağıt parçası ve kimliği asla tespit edilemeyen bir adam bırakan bu vaka gizem meraklıları için tam anlamıyla bir baş yapıt. Okudukça aklınızda sorular soru soracak sizlere o kadar bilinmezlik çözümsüzlük varki araştırmalar neredeyse her yönde bir kapalı kapıya çarpıyordu.

Kumsalda Başlayan Hareketsiz Bir Ceset

Her şey bir aralık sabahı Adelaide şehrinin sakin Somerton sahilinde dalgaların vurduğu kumların üzerinde uzanan bir adamın fark edilmesiyle başladı. İlk bakışta sadece kıyıya uzanmış uyuyan ya da fazla alkol almış birini andırıyordu ancak yanına yaklaşanlar onun çoktan hayata gözlerini yumduğunu anladı. Hemen olay yerine polis ve dedektiflerin gelmesi ile karmaşık bir süreç çoktan başlamıştır. Adamın üzerinde ne bir kimlik ne de bir cüzdan vardı üstelik kıyafetlerindeki tüm markalar ve etiketler tek tek jiletle kesilmişti.

Dönemin polisleri bu durum karşısında büyük bir şaşkınlık yaşadı çünkü bir insanın geride hiçbir iz bırakmamak için bu kadar uğraşması sıradan bir ölümün çok ötesinde şeylere işaret ediyordu. Otopsi raporları adamın son derece sağlıklı ve atletik bir yapıda olduğunu gösteriyordu fakat ölüm nedeni net olarak belirlenemedi zira vücudunda hiçbir darbe izi yoktu ve zehirlenme şüphesi güçlü olsa da kanda hiçbir yabancı maddeye rastlanmadı. Polisler ik etapta normal bir vaka gibi baksalarda ilk ilgilerini çeken olay elbiselerin marka etiketlerinin kesilmiş olmasıdır. Normalde kimlik çıkmasa bir cesette bu kadar gizemli dosya olmazdı sanırım.

Bavuldaki İpuçları ve Çıkmaz Sokak

Polis soruşturmayı derinleştirdikçe olay daha da karmaşık bir hal almaya başladı ve tren istasyonunda bu adama ait olduğu düşünülen bir bavul bulundu. Bavulun içinden çıkan kıyafetlerin de etiketleri sökülmüştü ancak terzi dikişlerinde Keane yazılı bazı küçük izler kalmıştı fakat bu isim de dedektifleri hiçbir yere ulaştırmadı. Adamın cebinden çıkan tren ve otobüs biletleri onun son saatlerinde sürekli yer değiştirdiğini gösteriyordu ama en büyük bomba aylar sonra adamın pantolonunun gizli bir cebinde bulundu. Çok küçük bir kağıt parçasına basılmış olan iki kelime tüm dünyanın bu vakaya kilitlenmesine neden oldu çünkü o kağıtta Farsça bitmiş ya da tamamlandı anlamına gelen Tamam Shud yazıyordu. Bu bir aşk cinayetimiydi? yoksa daha derinlere inen bir vakkamıydı. Hala netleşmiş değil yoksa ölen kişi bir casusmuydu polisin aylarca çalışması bazı ip uçlarına götürdü.

Kitaptaki Gizli Şifre ve Aşkın İzleri

Bu küçük kağıt parçasının Ömer Hayyam’ın Rubaiyat isimli kitabının son sayfasından koparıldığı anlaşıldı ve polis hemen bu kitabın peşine düştü. Kısa süre sonra bir adam kumsala yakın park ettiği arabasının arka koltuğuna kimliği belirsiz biri tarafından fırlatılan bir kitap bulduğunu söyleyerek polise başvurdu. Bu kitabı sahile atan adam bu kitabın belkide polisin eline geçmesini amaçlamıştı. Kitabın arkasında kurşun kalemle yazılmış ve bugün bile dünyanın en iyi kriptologları tarafından çözülemeyen harf dizilimleri yani gizemli bir şifre yer alıyordu. Şifrenin hemen altında ise Jessica Thomson adında bir hemşireye ait gizli bir telefon numarası vardı ve polis kadına ulaştığında kadın adamı tanımadığını iddia etse de adamın büstünü gördüğünde bayılacak gibi olması her şeyi özetliyordu. Jessica bu sırrı mezara kadar götürdü ve arkasında aşk intikam ya da casusluk kokan devasa bir soru işareti bıraktı. Jessica tanımadım desede polis bir bağlantısı olduğundan emin olsada Jessica hiç konuşmadı ve bildikleri onunla mezara gitti. Bu kitap çözüle bilseydi belkide cinayet çok kolay çözüle bilirdi. Ama burada en büyük ihtimal bir casusluk faliyeti olduğu bizde izlenim yarattı. O dönemlerde kitaplar ve satır aralarında yazılan kelimeler şifre ve karşılığı olur ve doğru kişi ile temas kurulduğu anlaşılırdı.

Soğuk Savaşın Hayaleti Mi Yoksa Bir Aşk Kurbanı Mı

Yıllar boyunca bu adamın Sovyetler Birliği adına çalışan bir casus olduğu ve çok gizli askeri bilgilere ulaştığı için ortadan kaldırıldığı konuşuldu durdu. Kıyafet etiketlerinin yok edilmesi şifreli notlar ve hiçbir iz bırakmayan zehirler tam da o dönemin istihbarat savaşlarını andıran cinstendi. Günümüzde yapılan DNA çalışmaları adamın kimliği konusunda bazı teoriler ortaya koysa da onun o sahilde neden öldüğü ve arkasındaki o gizemli şifrenin ne anlama geldiği hala tam bir kara kutu olarak sirini koruyor.

74 Yıl Sonra Gerçek Kimliği Ortaya Çıktı

Yıllar boyunca bu adamın Sovyetler Birliği adına çalışan bir casus olduğu ve çok gizli askeri bilgilere ulaştığı için ortadan kaldırıldığı konuşuldu durdu. Kıyafet etiketlerinin yok edilmesi, şifreli notlar ve hiçbir iz bırakmayan zehirler tam da o dönemin istihbarat savaşlarını andıran cinstendi. Bizim de ilk izlenimimiz, burada büyük bir aşk olduğu ve hemşire Jessica’nın ölen kişinin casusluk faaliyetlerini bildiği yönündeydi. Büyük ihtimalle “Beni de ajan diye yargılarlar” korkusuyla sustu, bildiklerini anlatmadı ve sessiz kalmayı seçti. Ama aradan geçen 74 yıl sonunda gerçek ortaya çıktı tarihin en gizemli olayları arasında idi.

Ancak 2022 yılında bilim dünyası ve adli tıp el ele verdi ve dünya tarihinin bu en büyük düğümü kesin olarak çözüldü. Avustralyalı Profesör Derek Abbott, Somerton Adamı’nın ölüm maskesindeki saç tellerinden gelişmiş DNA analizi yaptı ve adamın yaşayan akrabalarını bularak kimliğini resmen tespit etti. Yıllar sonra bu tespit bir mezar taşına bir gerçek isim yazılarak adamın bir casus olmadığının ispatı oldu. 

Somerton Adamı bir casus değil 1905 Melbourne doğumlu Carl “Charles  Webb adında bir elektrik mühendisiydi. Webb, şiiri ve kitapları çok seven kendi içine kapanık bir adamdı. Eşinden ayrıldıktan sonra izini kaybettirmiş ve eşini aramak için Adelaide şehrine gelmişti. Jessica ile doğrudan bir casusluk bağı yoktu ama Webb’in elindeki o meşhur Rubaiyat kitabının geçmişteki sahiplerinden biri Jessica’nın ta kendisiydi. Muhtemelen trajik bir aşkın ve bunalımın pençesinde, o kumsalda yaşamına son vermişti. Bu kısım tam kesin olmamala birlikte aşk yok gibi yorumlansada jessica ile mutlaka bağlantı kurula bilir yinede.

Buradaki olayı incelersek burada aşk var nereden alıyoruz jessica’nın ölen kişinin resmini görünce yaşadığı bayılıyormuş gibi olması burası aşk kısmı. Diğeri ise ölen adamın bir casus olduğu ve bunu jessica biliyordu onun için korkup benide ajan diye yargılarlar korkusu ile. Bildiklerini anlatmadı ve sesiz kalmayı ölen kişiyi tanımadığını telefon numarası ile bilgisi olmadığını söyledi. Siz okuyucularımız bu konuda ne düşünüyorsunuz bu gizemli dosyayı yorumlarda hep birlikte beyin fırtınası ile çözelim.

Etiketler

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL

Merhaba Atilla Gürbüz